Beylik İşler Yap, Beylik Sözler Etme

Sevgili Genç Kardeşlerime

Meşhur bir yazar ilkokuldan (10 yaşından) sonraki hayatını 3’e ayırmış ve şöyle demiş. İlk yirmi yılım ticaretle,
sonraki 20 yılım siyasetle ve şimdi de eğitimle uğraşıyorum. Ticaret ile parayı, siyaset ile insanı ve eğitim ile de kendimi tanıdım.

“Peki kadınları? ”Çok heyecan verici olsa da “Kadınları tanıdım” diyemeyeceğim. Çünkü kadınları değil, kadını tanıdım.  Bir tek kadın tanıdım ve onunla da evlendim. Ve kadınları tanıyorum diyene de itibar etmiyorum. Zamparalık yapanları övenlerden uzak duruyorum.
Siz sevgili gençler! Siz de uzak durun. Bu işin delikanlılıkla hiç bir alakası yok. Yakacakları insanlar ve taşlar olan
‘dönüş-varış yerlerinin en kötüsü olan cehennemde yanacakların’ vasıflarına bakıldığında; “Anne babasına asi olan, hak gaspı yapan, hırsızlık eden, münafıklık yapan, tuzak ve hile ile mal devşiren, haksız yere adam öldürenler” sayılırken namus konusunda gevşek davrananlar en başta sayılır. Gençleri çeşitli hileler ile kandırmaya çalışan hayasızlar, namusu hafife alan bu duruma zamparalık kılıfını uydurmuşlar ve en zampara olanın “kadınları benden iyi kimse bilmez” beylik lafına da zemin hazırlamışlardır.

Eskilerin “Merdi Kıpti, şecaat arz ederken sirkatin söyler” sözü ne kadar isabetli bir sözdür. İşlediği ameller, irad (ifade) ettiği sözler  hep günahları ile ilgili olan kişiler, genelde bu amellerini “Delikanlı” sıfatı ile yaftalandırırlar. Şu iyi bilelim ki cehenneme delikanlılık sökmez.

Günahlar insanı cehenneme sokar, gel vazgeç, gençliğini buralarda harcama; “Ateşten korksaydım, şişeye elimi sürmezdim.”
Bu kişileri bırak bunlar kirli işler çevirirler, sana zararları dokunur diye uyarana: “Demirden korksaydık trene binmezdik.”
Evladım hava pekiyi değil ceketini al da çık “Bana bir şey olmaz”,
Şu sigarayı içme gençliğine yazık ediyorsun, “Helalse içiyorum, haramsa yakıyorum” gibi verilen beylik cevapların delikanlılıkla alakası yoktur, belki cahillikle yaftalanabilir. Bu örnekler genelde kişisel beylik sözlerdir.

BEYLİK HAREKETLER

Muhabir: Efendim fabrikanız hayırlı olsun, az evvel bakan bey açılış yaptı.
“Teşekkür ederim, bu Türk insanının zaferidir. Buradaki ürünler tamamen Türk mühendisleri ve Türk işçileri tarafından üretiliyor”
peki üretilen ne? Şehir içi otobüslerde ayakta yolcuların el ile tutacakları plastik ve deri halkalar!

Uydu imalatı yapan firmada kameralar. Firma yetkilisi anlatıyor: “Tamamen Türk mühendislerinin emeği ile imal ediliyor bu uydular.”
-Efendim imalattan sonra ne yapılıyor, “Roket ve fırlatma sistemine takılmak üzere Fransız Guyanasına gönderiliyor, onlar da bizim uydumuzu uzaya fırlatıyor.”

Sanki ilkokuldan itibaren planlı ve şuurlu bir şekilde küçük beyinli olmak üzere inşa edilen bir toplum yapısında yetiştiriliyoruz.
Küçük düşünecek, küçük ve anlık hedefler peşinde bir ömür çürütecek insanlar. Hep buna şartlandırılıyor. “Sigortalı bir işin olsun oğlum, sesini çıkarma, kimsenin etlisine sütlüsüne karışma vs. vs.” tamam güzel herkes sosyal haklarını arasın ama 65 yaşında bir kişi emekli olduğunda  emekli maaşı ona yetecek mi? Ya da illa bir emekli maaşı için gençliğinin en güzel yılları girişim yapmadan mı geçsin?

Merdiven altı tabir edilen atölyelerde dahi üretilecek basit bir parçayı Türk mühendislerinin başarısı diye ana haber bülteninde duyurmak, semt kokoreççisinin açılışını belediye başkanı ve milletvekilleri ile birlikte yapmak, bir şirket veya fabrikayı açarken 5 kişiye birden kurdele kestirmek  ne manaya geliyor daha iyi anlamak gerekir. (Bakan, Belediye Başkanı, Vali, Müftü, Yönetim Kurulu Başkanı vs.) Eğer ben Belediye Başkanı veya Vali olsaydım o kurdeleyi ya ben keserdim, ya da başkası. Bırakın 5 kişiyle kesmeyi 2 kişiyle bile kesmezdim.  Çünkü bu samimiyeti öldürür. Sayısal olarak ta o yöredeki etkimi 5’te bir oranına çeker, 4 kişiyle birlikte kesersem 4’te bir oranına düşürür.  Bu kadar basit diye düşünürdüm. Fakat topluma; pireyi deve yapma meselesi matah birşeymiş gibi öğretiliyor.
Meseleleri-günümüzdeki moda tabirle ‘analitik düşünce yapısı’ gibi-basitçe çözecek melekeler kazandırılmıyor. Toplum bizzat basitliğe itiliyor.  Bu sebeple kendi ayağına diken batsa dünya üstüne çöktü zannediyor. Sanki Beyoğlu Bey olmuş ta bir yeri ağrıdığında memleketin tüm doktorları  ayağına gelecek şekilde anneler tarafından pış pış büyütülüyorlar. Hani kıyamet alametlerinden olan hadisi şerifi hatırladınız mı?
”Cariye(köle)nin efendisini doğurması.”

Çocuk başka şehirdeki üniversiteyi kazandı diye, anne de beraber o şehre gidip ev kiralıyor, anne baba
bir diploma için 25 yıllık aileyi 4 yıllığına da olsa ayırmaya hiç tereddüt etmiyorlar. Bey olmak ayrı, çocuklarımıza bey, paşa, sultan gibi davranmak ayrıdır. Sübhanallah demeliyiz, aklımızı başımıza toplamalıyız.

Bey olmak ile beylik-yapmacık davranmak aynı şeyler değil. Osmanlı (bir) Bey’in etrafında toplandı. Bey’di devlet oldu. Diğerleri beylikti Bey’in himayesine girdiler.
Beylik sözler sarf etmeye devam ederseniz, Fransız beyinin fırlatma rampasına muhtaç olursunuz. Bugün o rampayı Sarkozy sizin aleyhinize kullanıyor.  Yok, ama gerçekten bey olmaya kararlıysanız, yapacaklarınızın sınırı yok. Bu yazıma şanlı ecdadımız Sultan Mehmed Han’ın sözü ile son vereyim:

“Bizim hakikat kıldıklarımız, sizin (Bizanslı-Batılıların) tahayyüleniz dışındadır.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s