Dördüncü Şehir

DÖRDÜNCÜ ŞEHİR

Hamdolsun, düştüğümüz onca hataya rağmen, affediciliğini bize sürekli hatırlatan ve adını yüceltmek için, camilerde secdeye, Ramazanda oruca, Arafatta vakfeye durmamıza izin veren Rabbimizin şanı ne yücedir. Ve bizi yaşadığımız bu şehirde yarattığı için ayrıca hamdederiz. Bizlere davayı ulaştırmak için doğduğu şehri terk edip, karnına taş bağlamaktan çekinmeyen, başımıza gelecek her türlü sıkıntı, kendisine çok ağır gelen izzetli ve şerefli peygamberimize de salat ve selam1 ederiz.

Hiç şüphe yok ki Mekke, Medine ve Kudüs Müslümanlar nezdinde kıyamete kadar en büyük önemi haiz üç şehrimizdir. Hatta başbakanın o meşhur uluslar arası toplantıda sarf ettiği sözler ile adeta ülkemizin dış politikasına da özlenen çizgiyi çekmiştir: “Kalbimin bir yarısı Mekke, diğer yarısı Medine ve üzerinin ipekten örtüsü Kudüs’tür”

İlk kıble olması, Ömer radyallahuanh’tan, Selahaddin’e, Abdülhamit’ten Ahmet Yasin’e mükemmel adanmışlık örneklerine sahip olması, Efendimiz aleyhisselam’ın Miraç günü tüm Peygamberlere imam olarak Mescidi Aksa’da namaz kıldırması bağlamlarından baktığımızda Kudüs’ün çok özel bir noktada konumlandırıldığını görüyoruz.

Kudüs bu hali ile İslam davasının bir sembolü niteliğindedir. Âdem aleyhisselam’dan kıyamete kadar sürecek Hak –Batıl davasının merkezidir. Bulunduğu bölgeye Ortadoğu denmesi tesadüf değildir. Bugün batıl dediğimiz Kurani ifade ile ‘bozguncular topluluğu’2 batılılardır. Ve onlara göre (hakkı savunanlar olan) bizler ötekiler içinden çıktığı için bizi doğulular diye isimlendirmekteler. Üstad Necip Fazıl’ın aksiyonuna BÜYÜK DOĞU ismi koyması da bu sebepledir. Necip Fazıl Büyük Doğu ismini koyarken “Durun kalabalıklar, burası çıkmaz sokak” mısraında zirveye taşıdığı görüşü ile topluma adeta şöyle sesleniyordu;

Biz! güneşin doğduğu yerde yaşayanlar, önceki güneşlerin battığı yere niçin özenelim?

Doğunun da, davanın da ortasında bulunan Kudüs zamanın da ortasındadır. Zaman derken 24 saatlik bir gün zaman olduğu gibi 354 günlük hicri takvim de yıllık bir zamandır. Kudüs’ün ortasında olduğu zaman ise DÜNYA ile AHİRET arasındaki vakittir. Aslında dünya derken, yüzde 70’i su olan, güneşin etrafında dönen gezegen değil de bir sürecin ismidir dünya bu yazımızda. Yani Âdem Aleyhisselam ile başlayıp, kıyamet ile son bulacak zaman diliminin adıdır Dünya’ dersek, neden Kudüs zamanın da tam ortasındadır daha iyi anlaşılacaktır. Batıl (ve batılı) için Doğu (ve doğulu) öteki demek olduğu gibi, dünya da, ahretin ötekisidir. Eğer Kudüs zamanın ortasında ve kendinden önceki iki şehrin üçüncüsü olarak davanın dolayısı ile ahiretin temsilcisi ise dördüncü bir şehir de dünyayı temsil etmektedir. Dünya ve dolayısı ile mücadelenin başkenti olan dördüncü şehir!

Kozmik ve parapisişik düzlemlerle uğraşanlar, yüzlerce yıldır diğer gezegenlerde veya yıldız sistemlerinde yaşayan canlılar veya organizmalar araya dursun, İslam Dünyasında 12 yaşına gelen her (buluğ-sorumluluk çağı) çocuk bilir ki hayat sadece bu dünyadadır.

Çünkü artık ona namaz emredilmiştir ve namaz güneşe bağlı bir ibadettir. 2Güneş ve ay ancak belli bir menzil üzere ve belli bir vakte kadar3 hareket edebilirler, kıyamete kadar. Allah insanı kendisi için ve diğer her şeyi insan için yarattığına göre, insan da bu dünyanın toprağından yaratıldığına göre hayat bildiğimiz manada sadece bu dünyadadır. Bu dünyanın başkenti diyebileceğimiz şehir de bu yazının konusunu teşkil eden dördüncü şehirdir. Eldeki verilere göre insan 3 boyutu algılayabiliyor. Bu boyutların izdüşümüne şehirleri koyduğumuzda dikey düzlem Kuran’ın indirildiği Mekke, hayatın tamamına tatbik edildiği yer yatay düzlem Medine ve Burak ile mavera (öteler ötesine) yolculuk yapılan üçüncü boyutun kapısı ise Kudüs’tür. Ve bu üç şehir de vahye muhatap olan elçilerin şehirleridir. Allah Teâlâ, İsa Aleyhisselam’ın yaratılışında tüm insanlığa bir fark sundu. İlk etapta kural dışı sayılacak bir hâldi bu insan için. Kural neydi? İnsan ancak bir anne ve babadan dünyaya gelir. Fakat İsa Aleyhisselam hiçbir erkeğin gözünün bile değmediği bir kadından (babasız olarak) dünyaya geldi. Aslında mesele gayet basit: “kuralları koyan aynı zamanda kaldırabilir.”

Önceki üç şehrin de bir kuralı vardı, Peygamber görmüş şehirler. Yani vahye muhatap olanların şehirleri. İşte dördüncü şehrin en büyük farkı da bu, kural dışı bir şehir olmak. Artık hiçbir şehre peygamber gelmeyeceği halde; vahyin, davanın ve dünyanın merkeziliğine namzet olmaktır dördüncü şehrin en önemli özelliği. Peygamber makamının korunduğu, sözü bozmayan âlimlerin merkez efendi addedildiği ilmin merkez alındığı bir payitaht.

Beşere verilecek hizmet, insana yapılacak yatırım öyle kemal zirvesine çıkmış ki, göç ederken kanadı kırılan leylekleri tedavi etme vakıfları dahi kurulmuş ve şehrin dört yanında binek taşları var. Yük veya insan taşıyan hayvanlar belli bir mesafe gidince üzerindeki kişi, binek taşına yaklaşıyor ve yükü binek taşına koyuyor hayvanı dinlendiriyor. Böylece “bineklerinize eziyet etmeyin” diyen Peygamberin sözü hayat bulmuş oluyor yüzlerce yıl bu şehirde.

Bu son paragraftaki örnek olan dördüncü şehir İstanbul’dur. Ancak bu yazının ana konusu dünyanın en güzel boğazına sahip olan, iki kıtanın birleştiği noktadaki İstanbul değil. İstanbul zaten 4.şehirliğini en güzel şekilde deruhte etti ve tarihin altın sayfalarına nakşedildi. Bahsetmek istediğimiz ise “dördüncü boyutun şehri”. Aynı Kudüs örneğinde olduğu gibi toprak olarak değil, sistem olarak 4.Şehir. İsterseniz Medine-i Münevvere örneğinden hareketle izah edelim meramımız daha iyi anlaşılacaktır.

Herkes bilir ki ‘Veda Hutbesini’ 125.000 civarında sahabe dinlemiştir. Medine’de sahabilerden kaçının mezarı var? Yaklaşık 10.000 civarında. Peki, yüz binden fazla sahabi nerde? Sahabeler Efendimiz Aleyhisselam’dan sonra O’nun aziz hatırasını anarak, O’nunla geçirdikleri günleri yâd eder, herkesin saygı duyduğu hiçbir insanın bir daha ulaşamayacağı SAHABE rütbesi ile Medine’de günlerini geçirip emaneti Rahman’a teslim edebilirlerdi.

Neden Medine’de kalmadılar. Çünkü Medine sistem olarak onlar için çok önemliydi. Onları daha önce de Medine’de tutan oranın toprağı, hurması ve bahçeleri değildi…

Ve Efendimiz Aleyhisselam’dan sonra Endülüs’ten, Buhara’ya, Horasan’dan, Etiyopya’ya kadar davayı taşıyıp gittikleri her yeri Medineleştirdiler. Buhara’ya gittiler kıyamete kadar bereketi sürecek Buhari oradan ebedileşti. Endülüs’ün Tarığı coğrafyayı değiştirdi haritalar kıyamete kadar Cebeli Tarık şeklinde yazılır oldu. Şam-ı Şerif, Darüsselam, İslamabat gittikleri yerin günümüze kadar gelen isimleri oldu.

Öyle ise şimdi sıra bizde. Bu çağın insanları olarak en canlı örneğini gördüğümüz İstanbul’un 4.şehirliğini kopyalayıp yaşadığımız her yere taşımak. Moskova’yı, Paris’i, Mogadişu’yu, Karaçi’yi, Sidney’i, Buenos Aires’i, Ottova’yı İstanbullaştırmak. Daha doğrusu dünyadaki şehirleri 4. Boyuta taşımak. Bu görevi başarı ile ifa eden 4 şehir gördük. Bundan sonra görevimiz bir tek şehirden değil, tüm şehirler üzerinden davanın yürütüleceği merkezler oluşturmaktır. Bütün şehirlerin bu hale gelmek üzere koordineli çalışmalar yapmasına da Dördüncü Boyut ismini verebiliriz. Yazının ana konusu 4.Şehir yani Dördüncü Boyutun Şehri. Her birimiz yaşadığımız şehri 4.Şehir haline getirmek için çalışmalara katılmalıyız. Efendimiz Aleyhisselam’ın “öncekiler mi hayırlıdır, yoksa sonrakiler mi” şeklindeki hadisi şerifini bir kez daha hatırımıza getirirsek. Hangi şehrin daha hayırlı olacağını bilemeyiz. Ama bilsin ki melekler biz yaşadığımız şehri en hayırlı şehir haline getirmek için çabalıyoruz. Ve tüm insanlık görsün ki, 5onlar için en güzel hizmetleri yapmaya gayret edenlerin şehirleri bu şehirler.

“Ben de, doğduğum ve/veya yaşadığım şehir de, peygamber görmediği halde, peygamber davasının başkenti gibi davanın sahiplenildiği bir şehir haline getirebilirim. Eğer illa bir sıralama yapılacak ve Mekke, Medine, Kudüs ilk üçe girecek olursa o zaman benim yaşadığım şehir 4.şehir olmalıdır.” Bu düşünce ile hayatımıza yön vermeliyiz diye düşünüyorum. Rabbim yaşadığımız şehirleri atacağımız adımlarla aydınlanan şehirler yapsın. Ve bizden sonra gelecek nesillere örneklik edelim ki, 5nci şehri beyhude aramasınlar.

¹ Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. Tevbe-128

2Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk etmeyin-fesat çıkarmayın (başkalarını Allah’ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ıslah ediciyiz.” dediler. El-Bakara-11

3Güneş ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. Her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. Rad-2

4 Yıldızlar sönüp, gök yarıldığı ve dağlar kökünden savrulduğu zaman Mürselat 8-10

5Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Ali İmran 110

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s